24 Haziran 2012 Pazar

gelseydi hiçbir şey güzel olmazdı.  gelseydi eğer,rüzgar şarkı söylemek yerine ağıt yakardı.şimdi daha iyi anlıyorum. yaşamak bir müzikalden çok ağlama törenine benzerdi. eğer gelseydi,yapacağım hatanın en büyük yardımcısı olacaktı. gelmedi ve bana en büyük sebatı gösterdi. dilimin ucuna kadar gelenleri söylemedim iyi ki. eğer söyleseydim en çok ben pişman olacaktım. eğer söyleseydim yine bu aptal gibi algılanmam değişmeyecekti. şükür ki bazen susmayı, bazı konularda haksız olarak algılanacak olsam da susmayı öğrenmişim. eğer gelseydi haksızlık olacaktı bana,henüz tanımadığım adama ve kadınlara. o bol jelatinli hayatı görmemek hiçbir şey kaybettirmedi bana,şimdi daha iyi anlıyorum. tek pişmanlık,üzüntülerimizin nedenlerinin farklı algılanması konusundaydı. bazen kaderimize teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum.verdikleri için değil,vermedikleri için.. hepsi bu.

20 Haziran 2012 Çarşamba

çocukken yerde yatardık. yün yatağını sererdi annem akşamları. hele yazın...hele o yaz ayında yatağı bozup yünleri yıkar,çırpar,yeniden yapardı yatağı.yıl boyunca üzerinde yatıldığı için incecik olan yatak bu işlemden sonra kocaman bir bulut gibi olurdu.o bulutun üzerinde yatmak bütün hastalıklarımıza iyi gelirdi. ağıran bir yerlerimiz varsa o akşamlık geçerdi sanki. bütün gün oyun oynamaktan yorulan küçük bedenimiz o yatakta terapi görürdü o gece. o yatak anne kucağı gibi şefkatli olurdu bize. çocukluğumu düşünüyorum. yün yatağına ilk doldurulduğu gece yatma mutluluğumu... sonra başka çocuklara bakıyorum. arkadaşının ahlaksız ve Allahsız bir kurşuna kanıp gitmesine şahit olan,şaşkınlığı her halinden okunan çocuk korkusunu görüyorum.her şeyi bırakıp dünya yıkılmışcasına ağlamak istiyorum.çocuklarının gözlerine korku sürmesi çeken bir dünya yıkılmasa kaç yazar diyorum.yere batmasa kaç yazar? ruhunu,merhametini,duygularını kaybetmiş,çocukların ağlamasına alışmış bir dünya yıkılmasa kaç yazar? çökmüş addedilmesi için yeterli bunca nedeni varken hem de... korkup annesine sarılan çocuğun annesinin sarılamadığı lanet insan yığını bu dünyanın yıkılmadığının göstergesi olabilir mi? korktuğu şeyden emin olmak için annesine sarılan çocuğun annesini kim koruyacak? insan her şeye alışır da bir çocuğun korku dolu gözlerine nasıl alışır? bazen dünyanın vicdanlı ve merhametli kadınlar tarafından yönetilmesini o kadar çok isterdim ki... çünkü sadece anne olan ve anne olabilecek gönle sahip kadınlar dayanamazlar bir çocuğun gözlerine.

17 Haziran 2012 Pazar

 insanlar şehirlerle de dost olurlar. sadece selam verip geçtiği ya da uzun uzun sohbet ettiği,konuşmaya dalıp çayını soğuttuğu şehirler vardır. görse de görmezden geldiklerini pek karıştırmaya gerek yok sanırım. sokaklarıyla,kitapçılarıyla,köşeleriyle dost olduğun bir şehir... burada hiçbir şey samimi değil. bazen güneşin batışını izleme ihtiyacı hissediyorum. İstanbul'a selam gönderiyorum galiba. bir şehirde mutlu olmak için çok güzel,harikûlade olmasına gerek yok sanırım. bu şehri sevdim aslında,güzel insanlar tanıdım ama bu şehirle dost olamadım nedense. insanı gürültü değil yalnızlık uyutmaz demişti birisi. belki de bu şehir benim yalnızlığımdı bilemiyorum.  ya da bütün bunlar mezun olmanın verdiği; 'peki ben şimdi ne yapacağım afrası'

4 Haziran 2012 Pazartesi

aslında böyle özel günleri ve böyle günler için yapılan alışverişleri hiç sevmem.düğün alışverişi bile hemen bir günde yapılıp kurtulunması gereken bir alışveriş bana göre. bakmayın böyle özel günleri sevmem dediğime. aslında insan heyecanlanmadan edemiyor.bugün kıyafetlerimle birlikte cübbeyi kepi giyinip bir prova yapayım dedim.şurası bir gerçek ki bu yaşıma kadar pardesü giyinmedim iyi ki de giyinmemişim :) biraz içine düşmekle birlikte yine de güzel bakılırsa güzel görülebilir sanıyorum. provasını yaparken bile heyecanlanmaktan alamıyor insan kendisini. fakülte eğitimini bitirip kepi atacak olmak çok anlamlı geldi bir an. lisede kep atmamış ve ilk defa kep atacak biri için biraz duygulu sayılabilecek bir andı. akademik kariyer konusunda pek hevesli biri olmamama ve böyle şeyleri önemsememe rağmen bölüm birincisi olup törende konuşma yapma isteği duydum birazcık. yani senin sadece kep atmanı görmek İstanbul'dan İzmir'e gelen insanlar için ne kadar gurur verici olduğunu düşündüm sadece. 
... iyi bir dereceyle mezun olunmasa da meslekte başarılı olma umudu ve azmiyle mezun oluyor olmak çok heyecan verici. o gazla kepi sahnenin dışına atmasam iyi :)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

bir gün biz de pişman olacağız,olmazsak kötü



gençlik ateşi,delikanlı çağlar çabuk parlamak ve çocukça davranmaları da beraberinde getiriyor maalesef. insanlar çok sevdikleri birinin düşmanını da kendisine düşman bilip onun yanlışlarını ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. çocukken yapardık,sevmediğimiz kızın tokası biraz kaymış olsa hemen alay ederdik,çorabında bir damla çamur olsa bütün sınıfa yayardık. ama büyüdük ve maalesef değişmedik.konular değişti sadece. şimdi de hatalarını yüzlerine vuruyoruz insanların. bir insanı sevmememiz onun hatalarını ortaya dökme hakkı vermiyor bize. üzgünüm ama bunun tek açıklaması var o da çiğliktir. pişmiş biri asla böyle davranmaz. hele de müslüman olduğunu ima eden biri asla asla yapmaz değil,yapamaz.  eğer bir gün olgunlaşır da geriye bakarsak bunları yüzümüz kızararak hatırlayacağız ama iş işten geçmiş olacak. ne diyeyim bilemiyorum. insanları değiştiremem,düşüncelerini değiştirmek gibi bir niyetim de yok zaten ama keşke yaptıklarıımızı biraz daha düşünsek,müslümanlığın müslümanım demekle olmadığını idrak etsek ve biraz muminun süresini okusak. Kur'an okusak,müslüman nasıl olur öğrensek.hiçbir şey yapamıyorsak Mevlana'yı dinlesek: ''kusurları örtmede gece gibi'' olsak. bir düşünceyi sonuna kadar savunmak karakteri,her zaman, hiçbir şey düşünmemek ve bir yola ait olmamaktan iyidir ama savaşın bile bir ahlakı varken... her neyse,inşallah bu gençlik ateşleri geçecek ve biz de temiz gözlüklerle,daha ılımlı bakabileceğiz insanlara.

29 Mayıs 2012 Salı

bir yeri bırakıp gidecek olma fikri çok ilginç.ne oraya ait hisseder insan kendisini ne de oradan büsbütün ayrı.yeni bir eşya bile alamazsın.kendi yatağındayken bile misafirliğe gittiğin evlerden birinde koltuğa sızıp kalmışsın hissi yaşarsın.sona yaklaştıkça dokunduğun eşyalar bir başkasının mülkünü taciz ediyormuşsun hissi verir.evin hem sevilen hem de sinir olunan buzdolabının kapağına,yanına,yöresine yazdığınız yazılara bakarken bir yabancı gibi hissedersin.dolaba yapıştırılmış,gülümseyen kardeşlerini resmi,pizzacı,dönerci,çiğ köfteci,sucu mıknatıslarının hüzünlü bakışlarını hissedersin.dolabın üzerindeki isimler,tarihler,sözler... hepsi konuşuyor sanki.düğmeleri kopup bir tarafı yere sürülmeye başladığından beri pencerede eğreti duran o perde bile bir şeyler hissediyor sanki.hepsiyle sözleşiyoruz.daha 1 buçuk ay olmasına rağmen son gün hüznü var hepimizde.mutfaktaki ikili koltuk bile iki yıldır vermediği rahatlığı veriyor,iltimas geçiyor bana..

28 Mayıs 2012 Pazartesi

... bazen her şeyin bir kurgu olduğunu fark ediyorum. bu hayat,okuduğumuz okullar,yaşadıklarımız,gördüğümüz yerler,tanıdığımız insanlar... gölgeler dünyası gibi. hatta geçtikten sonra acılarım bile bir gölgeymiş gibi.Platon'a selam olsun. ne bileyim belki üzüntüler,özlemler,can sıkıntıları... bu kurgunun sonuna geldiğimizde çark edecek belki de. her şeyin kurgu olduğunu hissederdik ara ara ama sonuna geldiğimizde emin olacağız her şeyin kurgu olduğuna. perdenin kapanmasına çok az bir zaman kalmışken maddi şeylerin ne kadar gereksiz olduğunu anlayacağız.  maddi şeyler için duyduğumuz üzüntülerin,yaşadığımız sevinçlerin,heyecanların ne kadar gereksiz olduğunu... biraz daha güzel olsaymışım,boyum şu kadar olsaymış hayıflanmalarının ne kadar saçma sapan olduğunu... ve hala arada her şeyin kurgu olduğunu hissettiğimize göre elimizde kalanın sadece manevi kazançlarımız olacağı gerçeğini görmek için geç değil. maddi şeylere üzülmek yerine keçiboynuzuna benzeyen şu hayatın içindeki o bir dirhem balın tadını almaya çalışmalıyız.
     >>>  not  keçiboynuzu hikayesi: Nasrettin Hoca'ya biri gelip:
                                                 -''hocam keçiboynuzu yemediğinizi söylemişsiniz.neden yemiyorsunuz'' diye sorar.hoca da : 
                                                     -''bir dirhem bal için bir çeki odun yiyemem'' der.
hep aynı şeyleri mi yazıyorum yoksa ben? hayattan zevk alalım,mutlu olalım,mutlu edelim filan böyle sevgi kelebeği şapşallığı değil gerçekten.sadece her gün şunun farkına yeniden varıyorum:ne kadar saçma şeylere üzülmüşüm,üzülüyorum,üzülüyoruz,üzülüyorlar..